27 Ocak 2013 Pazar

16 Dublörün Dilemması - Murat Menteş




Dört bölümle bizi karşılayan kitap, ilk iki bölüm Nuh Tufan’ın anlatımına yer verilmiş. Diğer iki bölüm ise İbrahim Kurban ve Ajan karakterlerinin yaşadıklarını anlatıyor. Yazar, dili o kadar iyi kullanmış ki okudukça hayran kalacaksınız. Konular adeta kelimelerle dans ediyor.

Kitabın geçiş evreleri, özgünlüğü, heyecanı, gerilimi ve kelimelerin gücüne kadar tek bir solukta bitireceğiniz türden oluşmuş. Özellikle kelime haznenizi geliştirmek istiyorsanız size sunulan bu ilacı başucunuzdan eksik etmemelisiniz.



Değişik karakterlere yer verilirken bu kadar ustaca yazılması ise bizler için biçilmiş bir kaftan niteliğinde olmuş. Nuh Tufan, İbrahim Kurban, Ferruh Ferman, Dilara Dilemma, Ruhi Bebe, Umur ve Su Samaz çiftleri ve diğerleri… Yazar dersine çok iyi çalışmış. Öyle ki her bölüm başında ünlü düşünürlerden, tarihi olaylardan, filmlerden alıntılara kadar yer vermiş. Diyorum ya okudukça kendinizi kaptıracaksınız. Muazzam bir kitap. Hiç bitmemesi için verdiğiniz mücadelede cabası olacaktır.















Kitabın 37. Sayfasında ‘Orhan Gencebay çalarken arabadan inilmez’ sözüyle karşılaşacaksınız. Ben de ‘Dublörün Dilemması okunurken kahve bile içilmez(!)’ diyebilirim. Çünkü kitap o kadar zevkli ki, okudukça yerinizden bile kalkmak istemeyeceksiniz.

Kitapların altını çizmeye seven arkadaşlar sizlere seslenmek istiyorum. Çizilmedik sayfanız kalmayacaktır. Kendim çizmeyi sevmediğim için, defterin birkaç sayfası doldu diyebilirim. Bazılarını paylaşmam gerekirse;


• Unutma Nuh’um, aşk, insanın şahsiyetini pekiştirir. Çünkü hayatın manası, aşk bohçasında gelen bir hediyedir. Mevcudiyetinin hakkını vermek, hiç değilse mazeretini bulmak isteyen insan yalnızca aşka müracaat edebilir. (S.95)

• İhanetin hakiki eleştirisi mezar taşlarına yazılır. Gelgelelim kendi acılarımız bizi başkalarının yalanlarından daha çok yanıltabilir.(S.111)

• Aşka peşinen atfettiğimiz yücelik yüzünden, onun basit bir bileşim olduğunu gözden kaçırıyoruz.(S.111)

• Suçumu kopyalayacağına pişmanlığımı paylaş. (S.177)

• Hepimiz soru işareti gibi bükülmüşken doğrulup ünlem şekline girdik. (S.243)

• Biz bu çağın fiyakalı kaybedenleriyiz. (S.248)


Umarım merakınız uyanmıştır. Zira okuduğunuzda geç kalmışım diye hayıflanırken, bittiğinde verdiği keyif anlatılmaz, yaşanır olacaktır. Konuların birbirine bağlamı, eğlenceli olduğu kadar tespitleri ve öğrenme güdünüzü artırmak istiyorsanız mutlaka okuyun.

Hııı unutmadan kitabın sonunda sizi öyle bir şaka bekliyor ki okuyanınız varsa ne demek istediğimi anlamıştır. :)




Kalem Darbesi


25 Ocak 2013 Cuma

13 1Q84 - Haruki Murakami




      Japonyalı ünlü yazar Haruki Murakami 1Q84’ü tam 3 yılda tamamlamış. Kendisi “Bana üç yıl hapis hayatı yaşattı” dediği kitabı, 1256 sayfalık hacmiyle göz korkutucu olsada kendinizi kaptırırsanız bir solukta okunabilir. 2012 yılında Nobel’e aday gösterilsede kazanan Çin’li yazar Mo Yan olmuştur.

     Herkes gibi bende de 1Q84’ün adında ki Q’nun 1984 ile benzerliği merak uyandırmıştı. George Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört eseri ile referansından tutun, Japonca’da 9 rakamının ‘ kyu ’ okunması, kitapta yaşanılan dünyaların soru işareti yarattığından ‘Question mark’tan esinlenerek Q adını almıştır.

    Düşünün ki hayattan bağlarınızı kopartıp, zindana atılmışsınız. Sadece siz varsınız. Düşünceleriniz ya kapana kısılacak ya da gün ışığına çıkartmak için paralel evrene geçiş yapmak zorunda kalacaksınız. Çünkü kitapta yaşanılan olaylar bizim dünyamızdan çok farklı olup, direkt paralel evrene geçiş yapmamızı sağlıyor.


        Aomame ve Tengo karakterlerinin ilkokul sonrası yollarının ayrılıp, yirmi yıl geçiş sürecindeki tuhaf ama sürekleyici bir aşkın hikâyesine tanık oluyoruz. Bunların yanı sıra yazar kafanızı o kadar karıştırıyor ki gerçekten kitabın adının neden Q olduğunu perçinliyorsunuz. Çünkü bir aşk hikayesi ile başlarken, ertesi gün dedektif hikayesine dönüyor. Bir yandan hayal diye nitelendirip öbür yandan kendinizi olaylarda görebiliyorsunuz. Betimlemelerin fazla olduğu gibi karakterlerinde bir o kadar çok oluşu bizi farklı öykülerle buluşturuyor.



     Bunların yanı sıra cinsellik konusuna değinmek istiyorum. Bu denli işlenmek zorunda mıydı ki? Diye sorup, dursanızda inanın bazı yerlerinde mide bulandırıcı kıvamındaydı. Ayrıca konulardan kopma şansınız yok. Okudukça geriye yönelik o kadar yazısı var ki bu kadar tekrarın gereği ne? Hatta bazı olaylar karşısında niye bunu yazmış deyip gereksiz bulacağınız anlar olacaktır.


    Paralel evren, fantastik bir hikâye, sınırsız aşk, cinselliğin uç noktaları,kadın karakterinin baskınlığı ve kafanızda oluşacak bir sürü soru işaretlerinden oluşan bu kitap, sizde de merak uyandırdıysa şans verin derim.Elimde Sahilde Kafka olmasına rağmen uzun bir süre Haruki Murakami okumayı düşünmüyorum.


Kalem Darbesi



24 Ocak 2013 Perşembe

8 Mevlid Kandili, Yeni Tasarım...



Merhaba kitapsever dostlar, öncelikle herkesin Mevlid Kandili mübarek olsun. Allah hepimizin dualarını kabul etsin.




Yeni yıla girdik, Ocak Ay’ı bitecek ama ben post girememiştim. Birçoğunuz bloğumda yaşadığım sorunlardan haberdardı… Nitekim kolları sıvayıp, yeni bir yıl, yeni hayaller, yeni kitaplar derken blogta da değişiklik olsun istedim. Tabii geçtiğimiz yıldan kalan ufak tefek sorunlarla, yaptığım uygulamalar çakışınca ortaya sinir bozucu durumlar çıktı.

Bu sefer işi bir bilene bırakma kanısındaydım. Bu süreçte aklınıza bir sürü düşünce geliyor. Şu yapılsa, bunu istiyorum, amacım şu vs. derken baya bir tecrübe edindim. Hatta blogtan iyi ki tanıdığım dediğim sevgili arkadaşlarım Nesrin ve Ayben’le konuştum. Beni yalnız bırakmayıp, değerli düşüncelerini benimle paylaştıkları için teşekkür ediyorum.

Onlar az çok yapılacaklardan haberdar iken, yaşadığım olaylar sonucunda tamamen fikrimi değiştirmiştim. Hani derler ya kul sıkışmayınca, Allah yetişmez diye benim ki de o hesap. Sevgili Deeptone’nin tavsiyesi üzerine blogumu Değmesin Yağlı Boya’nın şefkatli ellerine teslim ettim. Aslında kendisini Yağlı Boya Tasarım olarak takip ediyordum. Fakat bazı durumlarda bir şeyin vesile olması lazımdır ya buradan Deeptone’ye de teşekkürlerimi iletiyorum. Ayrıca farklı bir kaleme sahiptir. Onun bu ûslubu benim kadar sizin de hoşunuza gideceğine inanıyorum.

O kadar yazdım yazdım, çok uzattım farkındayım. Hani yemek yersiniz ve tatlıyı hep sona bırakırız ya işte öyle birisinden size bahsedeceğim.

Sevgili Değmesin Yağlı Boya; adı gibi kendisiyle bütünleşen, yaptığı her işe sevgisinin yanı sıra tüm özverisini katan kişidir. Buradan hangi sıfatları seçip, onu anlatmaya çalışsam, emin olun kifayetsiz kalırım. Çünkü onu tanımalısınız. Prensipli olduğu kadar, sabrını da keşfetmelisiniz. Benim onca yükümü üstlenip, ortaya başarılı bir çalışma çıkarttığı için, yardımlarını benden esirgemediği için ne kadar teşekkür etsem az kalır.

Umarım yeni görünüm için ben kadar beğendiniz. Düşüncelerinizi belirtirseniz çok mutlu olurum. Bu süreçte neler yaptım? Diye merak edenleriniz var ise bir dolu kitabım oldu. Hatta okunanların ve yazılmayı bekleyenlerinin sayısı bir hayli fazla oldu. Ama öncelik olarak 1Q84’e yer vereceğimi bildirmek isterim.

Değmesin Yağlı Boya'nın blogu için:  http://degmesinyagliboya.blogspot.com
Deeptone'nin blogu için: http://sadevederin.blogspot.com/


Bu sitede kullanılan tüm fikir,içerik ve fotoğrafların izinsiz kullanılması 5486 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına göre suç sayılmaktadır.